Yaşayanla Ölünür mü?
- Atilla Kaan Kavrak

- 22 Şub
- 1 dakikada okunur
Ceset kokuyor istasyonlar, yüzlerine bakamıyorum insanların.
Her şey yanıp sönüyor, yanıp sönüyor nefes almaktan anlamayanlar.
İstihdam sağlıyorum mesai saatleri dışında ciğerlerine.
Korkularımdan faydalanıyorlar.
Ardından öğrenilmiş memnuniyetsizlik derneğinde toplanıp, son zerrelerine kadar yanıp sönüyorlar.
En fazla elli, bilemedin yüz lümen kadar parlıyorlar.
Ölene kadar sevişip, ölmek uğruna haz arıyorlar.
Ciğerleri iflas edinceye kadar görmüyorum onları tekrar.
Yaşayanla ölünür mü?
Yaşayanla ölünür mü?
Yaşayanla ölünür mü?
Yaşayanla ölünür mü?
Yaşayanla ölünür mü?
Leş kokuları arasında trenimi beklerken kendime aylardır bu soruyu sayıkladığımı fark ediyorum.
Gözlerimi kaçırdığım tüm noktalarda cevapları görüyorum sesler büyüyor, canlanıyorlar gözümde.
Sanki, onlarca kanatlı böcek tarafından kulak kenarlarım sarılıyor.
Kıkırdak dokumu kanat çırpmalarıyla titrettiklerini hissediyorum.
Ölümüne titriyorum, sıtma geçirircesine üşüyorum.
Kapı o anda açılıyor, kurumuş dudağımdan deri parçaları dökülüyor ani hareketle.
Harekete değmiş olacak ki, vücudum yer buluyor kendine.
Oturmuşken şiir yazasım geliyor birine, lakin derinliğinden şüphe ediyorum.
İstikrar dolu hayatına istikhâm ile yaklaşıyorum.
Evrendeki kum tanesi kadar durak geçtikten sonra, varıyorum varacağım yere.
Yürürken merdivenle beraber çıktığım alanda duraksıyorum.
Leş kokuları tüm sinir sistemimi kitleyip beynimi tazyikli kezzapla yıkama ihtiyacı hissettiriyor.
Umut etmeyeli uzun zaman olmuştu.
Mesela, bahar aylarında yağarken fren hidroliğim, romantize etmeden edemiyordum.
Romantizm sarmıyor artık zira, anlayan da yok.
Yokuş aşağıysa, gittikçe hızlanıyor.
Durma durdukça durum sana gelecek.
Derviş dermiş, daha dün delirmiş.
Yalnızlıktan yalın, yamalı yaşam yaratımı.





Yorumlar