Pazartesi Sendromu
- Atilla Kaan Kavrak

- 2 Şub
- 1 dakikada okunur
Merak ederdim çocukken, hiç var olmadığım saatleri.
Gece üçü düşünürdüm, en uzak evren gibi gelirdi.
On ikiden sonrasının varlığı acayip hissettirirdi.
Şimdi bakıyorum, gece üçten aşağı toplayamıyorum düş öbeklerimi.
Elimi uzatıyorum. Uyku, tutmuyor.
Oysa, karar vermiştim düzenimi uykuma sokacağım diye.
İvedilikle tartıya kafamı, kafamın üzerine hidrolik pres makinesini yerleştirdim.
Aynı anda varlığını haykırmak istediğim şiirleri örttüm üstüme, kulaklarımı kapattım.
Göz kapaklarımın ucuna iki ton düş koymadan uyuyamaz olmuştum, bunu da deneyeyim...
Keyifsizliği maliyetli adamım ben evvelimden.
İki çikolata yetmez, altı yüz elli kilometre öteden aşağısı kurtarmıyor.
N'olurdu tanrı yaşamama izin verseydi iki çikolatanın ötesinde.
Alaşağı oluyorum berisinde...
Gevşek süspansiyonlu, zamanı bükercesine basıp giden bi' otobüste sallanıyorum yirmi bir yıldır.
İstikamet, her hafta başı haritaya çizdiğim rastgele şekillerden.
Kaptanı tanıyorum, yardımcı oluyor.
Alaşağılığa razı olmayı düşünürken vakitsizce varıyorum Gündoğdu Terminali'ne.
Kafamı trabzanların arasına sıkıştırıp, bulabileceğim en yakın Fransız'dan giyotin rica etmek üzere megafondan durumu çığırıyorum.
İstinaf mahkemesinde, şahsıma senede altı darbe yapmam suçundan yargılanıyorum.
Konu temyize kadar gidiyor.
Çok uzatmayın, idamımı talep ediyorum.
Bürokrasiden sebep, karar sekiz ay sonraya erteleniyor.
İdam günüm geldiğinde bakıyoruz giyotin paslanmış.
İvedilikle af çıkıyor, kafamı gene patlatamıyorum.
Tanrıyla husumetimden sebep herhalde, uykusuz kalıyorum.





Yorumlar